$ Editörden $
Astroloji
Aşk ve Sevgi
Bayanlar
Bebek isimleri
Biyografi
Cep Melodi
Cinsellik
Doğa ve Hayvanlar
Eğitim
Erkekler
Fıkralar
Gazeteler
Gerekli Linkler
Haberler
Hazır Mesajlar
Hikayeler
Islamiyet
Komedi
MSN
Otomobil
Oyun Hileleri
Oyunlar
Programlar
Radyolar
Resimler
Rüya Tabirleri
Sağlık
Yemek Tarifleri
Şiirler

Anasayfa yap

Favorilere ekle

iletişim

Yıldızlara sevdalı çocuk ve sevgi perisi 1

Bahardı.. İnce bir nisan yağmuru çiseliyordu. Ninemin ölümünden
sonra köye ilk gelişimdi bu. 50- 60 hanelik bu yoksul köyün, havası - suyu
gibi, insanları da temizdi. Çoğu evlerin duvarları kerpiç, beyaza boyanmış ya
da özensiz kaba taşlardan yapılmıştı. Bazılarının önlerinde küçük bostanları,
harman yerleri vardı. Bu evlerin damları toprakla örtülü, oldukça bakımsız
yapılardı.

Köyün etrafı onlarca söğüt, kavak, ceviz gibi ağaçlarla
çevrelenmişti. Bu köy; sırtını dayadığı dağlarıyla, çayırlarıyla, tarlalarıyla,
yaylalarıyla, rengarenk çiçekleriyle, benim gözümde eşsiz bir yerdi.Ama şimdi
ninemsiz köyüm bana; tatsız - tuzsuz, renksiz, ışıksız, kapkaranlıktı.Hele
geceleri....... Sanki gökyüzü aşağılara inmiş, o parlak yıldızlardan eser
kalmamıştı. Ninemin ölümüne bir türlü inanmak istemiyordum. Onun öldüğü
gerçeğini kabullenmek, kendimi buna zor da olsa inandırmak için mezarına
gittim. Ona kırlardan topladığım renk renk çiçeklerden götürdüm. Beni
duyacakmış gibi seslendim: ''Nineciğim!Huzur içinde uyu. Mor dağlardan esen
kekik kokulu rüzgar, ruhuna sükunet getirsin. Sana bütün özlemimi, sevgimi
getirdim. Bir tek isteğim var senden, benim sevgimi kabul et!" dedim.
Ninemi çok özlemiştim.Çocukluk ve ilk gençlik yıllarıma ait anılarımı
hatırladım.Gözlerim doldu. Bir yumruk geldi, tıkandı boğazıma. Daha fazla
konuşamadım. Anlatacağım ne çok şey vardı oysa! Yaşama dair, ölüme, sevgiye ve
özleme dair anlatacaklarım vardı... Sonra mezarının başına oturup, uzun uzun
düşünürken, daldım gittim. Öylesine dalmışım ki, ninemle, sağlığındaki gibi
konuştuk. Sanki birbirimizi görüyorduk, dokunuyorduk, hissediyorduk ve
duyuyorduk.

Bu, sıradan bir konuşma değildi, bir itiraftı. Yıllar boyu hiç
kimseye açamadığım dertlerimin, üzüntü ve sıkıntılarımın, özlemlerimin dile
getirilişiydi. Konuştukça açılıyor, kendime geliyordum. Sanki yeniden
yaşıyormuş gibi duygu ile doluyordum. Bütün gün böylece akıp gitmişti.. Ne
kadar zaman sonra eve geldim, bilmiyorum.
O gece sürekli yağmur yağdı. Bütün gece yatağımda gök gürültüsünü
dinledim. Şimşekler ardarda çakıyor, odanın içi gündüz gibi aydınlanıyordu.
Dışarıda müthiş bir fırtına vardı. Yatağımda; gök gürültülerini, yağmurun
camlara vuran iniltilerini dinleyip, şimşeklerin aydınlığını izlerken,
yastığımı ıslatan yaşları, neden sonra farkedebildim. Bütün gece çocukluğumu ve
ninemi düşündüm.Bu düşüncelerle uzun bir zaman boğuştuktan sonra, sabaha karşı
uykuya dalabildim.

O gece rüyamda ninemi gördüm.Şırıl şırıl suların aktığı vadide,
pırıl pırıl bakışlarıyla karşıma çıkıverdi. ''Nineciğim, nineciğim! Ölmedin,
yaşıyorsun değil mi?'' dedim. "Burdayım yavrum. Bak karşındayım işte." Dedi.
Birbirimize özlemle sarıldık.Saçlarımı okşadı, beni öpüp kokladı. Büyüklüğünü
yüreğime sığdıramadığım bir mutluluğu ve acıyı bir arada yaşıyordum. Onun
kolları arasında bütün acılara göğüs gerebilir, bütün zorluklara
dayanabilirdim. Ona sarılmak bu kadar mı güzel olur ya rabbim, bu kadar mı haz
verir insana! Bir özlem, bir sevgi bu kadar mı büyür insanın yüreğinde!...
Sonra nasıl oldu bilmiyorum, birden yitirdim onu.
Sabahleyin, her yanımda sızılarla ve ninemi yeniden yitirmenin
acısıyla uyandım. Bitkin durumdaydım. Başım zonkluyor, kulaklarım uğulduyordu.
Dışarıya çıkıp çevreme bakındım. Güneş çoktan doğmuş, yükselmeye başlamıştı
bile. Her yer eskiden olduğu gibiydi aslında. Hiç bir değişiklik, başkalık
yoktu, terkedilmiş ve yıkılmış evlerin dışında. Doğa ve hava öylesine güzeldi
ki! Ama içimin burukluğundan, bu güzelliklerin keyfini çıkaramıyordum.
Karmaşık duygular içersinde bir süre ne yapacağımı bilemedim. Sonra bir çöküntü
içinde dağlara doğru yürüdüm. Köyün yollarını çevreleyen akasya ve kavak
ağaçları, nazlı nazlı sallanıp, yapraklarını efil efil oynatıyorlardı. Kırlara
yayılmış koyunlar ve kuzular, uzaktan, bembeyaz pamuk tarlaları gibi
görünüyordu.

İnsan, bazen mutlu, bazen mutsuz yaşamında geçirdiği her evreyi,
yeniden yeniden yaşar. Bunlar, eskiyen silik fotoğraflar gibidir. Renkleri
solsa da, yırtılıp paralansa da; bakarsınız ki, o eskimiş dediğiniz zaman
dilimleri, zihninizde tüm renkleriyle birden canlanıvermiş. İşte bana da böyle
oldu.

Ninem her akşam bana, bazı hayvanlarla, daha çok kuşlarla, cinlerle,
perilerle ilgili masallar, efsaneler anlatır, şiirler, destanlar okurdu.
Kulağımı okşayan sözcüklerle sesi öylesine bir gizemliliğe bürünür,öylesine
etkili olurdu ki; bir şarkı söylüyormuş gibi, saatlerce gözlerimi kırpmadan
dinlerdim. Onu dinlemeye hiç bir zaman doyamaz, yeniden yeniden anlatmasını
isterdim. Çoğu zaman beni kırmayıp yeniden anlatırdı. Öyle tatlı bir anlatışı
vardı ki, sanki ağzından bal damlardı. Sıradan bir konuyu bile inanılmaz tat ve
güzellikte anlatırdı.
Hele uzak yerlerden, kıtalardan, ülkelerden, şehirlerden
konuşurken..... Avrupa, Asya, Afrika, Amerika'dan söz ederken; adeta nefesimi
tutarak dinler, bilgisine hayran kalır ve dünyanın bu denli büyüklüğüne, çocuk
aklımla şaşar kalırdım. Bana göre dünya; etrafını yüksek dağların çevrelediği,
her yanında buz gibi suların aktığı Caferli Köyü ve ona komşu birkaç köyden
ibaretti çünkü. Hele eşsiz bir güzellikle anlattığı efsaneler, masallar ruhuma
işlerdi.

Çoğu geceler ninemle gökyüzünde pırıl pırıl parlayan yıldızların
altında yatardık. Etraftan hoş kokular gelirdi. Aka suların coşkun sesi,
dünyanın en hoş nağmesiydi sanki. Yıldızlar değişik renklerde yanar sönerdi.
Sonra "O yıldız senin, bu yıldız benim!" diye ninemle yarışır dururduk. En
parlaklarını kendime alırdım tabi. "Keşke o zamanlar dünyanın bütün
yıldızlarını nineme bağışlasaydım." diye düşündüğüm çok olmuştur. Gökyüzü o
kadar esrarlı olurdu ki, samanyolunu mekan tutmak, gökyüzünün çocuğu olup
yıldızlarla arkadaş olmak isterdim. Mehtabı seyrederken ne kadar mutlu olurdum!
Her gece, ninemin anlattığı masalların etkisiyle olsa gerek, güzel düşler
görürdüm. Düşümde; gökler hep mavi, bulutlar hep bembeyaz olurdu. Gökyüzü kat
kat açılırdı. Ben de onun maviliklerinde kuşlar gibi uçardım. Öyle hafif
olurdum ki! Heyecandan, kalbim sanki vücudumun dışında çarpardı. Hemen her gece
, uçardım. Sabahları masmavi göklerin altında uyandığımda, bir kuş kadar hafif
hissederdim kendimi.

Çocukluk çağlarımda nasıl da mutluydum. Ninemin ardında kırlarda
koşarken; kuşlar kadar özgür, kuşlar kadar sevinçliydim..... O köyün
kırlarında, büyük bir sevinçle toplayıp kokladığım çiçekler, ne yazık ki bir
gün kuruyuverdi. Oysa, ben onları toplarken yağmur yağıyordu. Ardında ninemin o
güzel sesiyle, ninnilerini dinlemiştim. Yaşadıkça o çiçekleri saklayıp koklamak
istedim... Olmadı... Üzüldüm... Şimdi ise, kar yağıyor o anıların üstüne.
Anılarla birlikte yüreğime. Sanmayın ki kırgınım ve de mutsuz. Hayır! Çünkü
çocukluğum hala orada duruyor. Sevgim hala o köyün dağlarında nar çiceği, kır
çiçeği, gül kurusu, eşkin ve kekik kokusu olarak yaşıyor. Çocukluğum bana;
bazen toprak kokusu, bazen dağ, bazen serin bir pınar, bazen de, masmavi
gökyüzüdür. Uzak, çok renkli, çocuksu güzel düşlerdi bunlar. Küçük ve sıradan,
ama anlamı büyük, saf ve lekesiz bir yüreğin kurduğu; sevgilerin, özlemlerin
çoğalttığı düşler... Gördüğüm her nazlı çiçek, duyduğum her güzel söz, hala
bana o güzel günleri ve ninemi çağrıştırır...

Belki de düşler; bir çocuğun hayatında, izdüşümlerin sunduğu
güzelliklerdir.Çocuğun yaşamına açılan umut pencereleridir... O uzak kalmış,
gidilmemiş, terkedilmiş yıkıntılar arasında gizlenmiş umut pencereleri. Orada
ne bir düşbaz, ne de bir dost vardır artık.Düşman bile yok... Yalnızca
uzaklarda, tadına doyulmayan ve de dokunulmayan yaban çilekleri, alıçlar,
keklik yumurtaları ve çarşıt göbekleri var...
Keşke herkes, düşlerinde hasretini büyüttüğü bir yerlerde
yaşayabilseydi, yaşasaydı... Ya da yaşam, düşler gibi olsaydı . Dikenlerin,
taşların, zakkumların doldurduğu bahçelerde, yediveren gülleri açsaydı! Yabani
bitkilerin doldurduğu tarlaları, keşke altın sarısı başak başak ekinler
doldursaydı...

Düşleri elinden alınmış, sevdiklerinden uzaklaştırılmış, yalnızlığa
itilmiş bir çocuk, hangi duvara yaslanabilir ve kendi içinde ne kadar
gizlenebilir ki!... Düşler, yaşam mavisinin o güzel güneşi değil mi? Düşler
bittiğinde güneş batmaz, umutlar tükenmez mi?..





içerik ile ilgili anahtar kelimeler : Yıldızlara sevdalı çocuk ve sevgi perisi 1


Bu Kategoriden Rastgele Yazılar:
Kiziroğlu Mustafa Bey türküsü
Sevgi Başarı Zenginlik
18 Yaşında
Bulutla Yıldız
Aşkın Hikayesi
altın kuş
Kırmızı gül
Bırak Sevgi Seni Bulsun
aşk yemini
Gül bahçesi
yakışıklı prens
Anne
YAŞLI ÇINAR VE ZEYTIN GÖZLÜ ÇOCUK
HİÇ HAYALLERİNİZDEN 0 ALDINIZ MI
Doğmamış Çocuğa Mektuplar
Yüreğinden öpebilirmiyim
Kucağındaki Hazine
Papatya ve Kelebek
yılın son günüydü
Huzur içinde yat

Yaşam ve İnsanlar Sedo - Domains kaufen und verkaufen das Projekt http%3A%2F%2Fbaylar.net steht zum Verkauf Besucherstatistiken von http%3A%2F%2Fbaylar.net etracker® Web-Controlling statt Logfile-Analyse
Erkek   Eğlence   Aşk sözleri   Firma rehberi   Hazır Mesajlar   Komik sözler   logo melodi   gül resimleri   gelinlik resimleri   Sms mesajları   firmalar   pictures   t a g g m t g

Copyright © 2006-2008 Baylar.Net Bir  KOSWEB.NET  Yapımıdır.