O büyük yanlız gitti
Bu kadar sevenin arasında,O BÜYÜK YALNIZ..GİTTİ
Çok yıllar önceydi..At arabasıyla giderdik köyden ilçeye..Kerpiçten,tek odalı bir evde başlamıştı ortaokul yaşamım..Orta okulda 12-13 yaşında bir köylü çocuğuydum..Ne doğru düzgün giysim vardı;ne de param pulum..Ne yer ne içerdim anımsamıyorum..Anam ilçenin pazarı olan Salı günleri köyden pişirdiği bir tava kuru fasulyeyi getirir bırakırdı bu kira evine..Ev dediğin ,içinde ,yerde serili bir kilim,üzerinde bir yer yatağı olan ,teneke sobalı cıscıbır bir tek odaydı işte..Arkadaşlarım da ,bencileyin köyden gelmiş çok yoksul ailelerin çocuklarıydı..Sinemayı ilk orta okulda görmüştüm..Boynum incecik ,pantolon dizim yamalı kara kuru bir çocuktum..Durmadan okur ,yazardım kendimce.. Resim öğretmenim bana bir şiir kitabı verdi..DUVAR..O zamana kadar ,şiir ,sadece bayramlarda okunan ,bilindik şeylerdi benim için..İlk kez ,o kitapla ,şiirin başka bir şey olduğunu anladım..O kadar fazla anladım ki,kitabı defalarca okumak bana yetmedi,sonunda tümünü bir deftere yazdım kitabın..Sonra da götürüp ,bunların bana ait şiirler olduğunu söyleyerek,Türkçe öğretmenime verdim..Hala şaştığım bir şey var ki,öğretmenim o şiirleri beğenmemişti..Gerçi ben ,onları temize çekerken küçük değişiklikler yapmıştım..Özel adlar vardı,yer adları vardı,İstanbulâ??un semtleri falan ,onları değiştirmiş,yaşadığım küçük ilçeden semt adları vermiştim kendimce.. Ondan sonra sürekli yazmaya başladım artık..Nazımâ??a ulaştım nasılsa ve sürekli farklı kitaplara ulaşma şansım oldu az da olsa..Bana yol gösterecek kimse yoktu..Karanlıkta can havliyle yürümeye çalışan bir canlıydımâ?¦.Duvar,benim ilk yol göstericimdi..
duvar bu şiir ikinci dünya savaşı içinde kahredilen bütün dünya duvarları için yazılmıştır"
ben bir duvarım hiç güneş görmedim sen hiç güneş görmemiş bir başka duvar yüzümüz benek benek tahta kurusundan ve sinemiz baştan başa ak üstünde karalar Kelepçeden kahroldu kahroldu bileklerim Sıyrılıp çıktım artık ölüm korkusundan Dilim dilim sırtımdaki yaralar ben demirbaşım sığır siniriyle dayak yedim biz de duvarız dinleyen duyan düşünen duvarlar bizim kucağımız terkedilmiş bir yatak gibi kirli soğuk ve bizim kucağımızda kasırgalı insanlar
yüzündeki deniz parlaklığıyla durur hatıramızda o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda bir cumartesi akşamı girdi kapımızdan gözlerinde kıpkızıl diken diken öfkesi adeta birdenbire aydınlandı zindan onu böyle görünce nasıl da korkmuştuk sapından fırlamış bir balta gibi çehresi ve omuzlarında delikanlı gölgesi
o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda o sırtüstü yatağında yatardı sımsıcak gözleri şimdi bile aklımdadır bir sana bakardı bir bana bakardı dışarda tabiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır toprak ana bütün zincirlerinden çözülmüş sabahlar akşamüstleri manolya gibi parlak tarlaların yüzü gülmüş işte her akşam geçtiği denize çıkan sokak ah işte annesi annesi sevgilisi işte biz dinleyen duyan düşünen duvarlar
işte o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk dışarda tabiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır bizim kucağımız terkedilmiş bir yatak gibi kirli soğuk o birkaç defa kartal gibi gitti kartal gibi döndü çığlıklarını değil kırbaç sesini duyduk biz duvarız neyleyelim gözlerimiz ağlamayı bilmez onu bir gece sabaha karşı büsbütün götürdüler kendi gitti ismi kaldı yadigar bağrımızda o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda
ya biz idam duvarıyız karşımızda çok insan öldürdüler onlar hep döküldü biz hep ayakta kaldık temelimiz kanla beslendi ama nedense uzamadık öyle bakmayın bu yaralar şerefli yara değil getirirler vururlar biz öyle dururuz yağmurlar gözyaşı bulutlar mendil elimizden ne geldi de yapmadık ah öyle bakmayın utanırız kahroluruz
onlar hep döküldü biz hep ayakta kaldık bir mayıs sabahı toprak rezil gök rezil yıldızlar küfür gibi yüzümüze tükürür gibi şafak sancılarıyla iki büklümdü ufuk ve simsiyah çamur gibi bir manga ortasında siyaset meydanına geldi dev yumruklu çocuk bulutlar eğilip alnının terini sildiler ve mermiler birdenbire ölümü getirdiler
o düştü biz yine ayakta kaldık halbuki ne kadar ne kadar yorgunuz öyle bakmayın bu yaralar şerefli yara değil ah öyle bakmayın utanırız kahroluruz
Yaşamımın bundan sonraki tüm zamanları,bunun içine üniversite yaşamım da dahil,şiirle geçti..Ankaraâ??nın en yoksul ,sobasız gecekondularında,amansız soğuklarda şiirin ateşinde ısındık yoldaşlarımla,dostlarımla.. 89-90 yılında ,İzmir Güzelyalı'da öğretmendim..90â??larda kredili sistem adıyla bir sistem uygulamaya koymuşlardı okullarda..Yeni bir ders kitabı bulmuştuk..Orada bir şiir vardı ,YORGUN SERÜVENCİ..Ondan fazla edebiyat öğretmeni ,şiire net bir yorum getiremiyordu
Ben yeşil bir su içtim onsekiz Emirganda içtim temmuzda
diye başlayan dizeleri kendimce yorumlayıp ,yorumumu yazılı hale getirdim.Arkadaşlar da bu yorumu fotokopi yapıp derslerinde anlattılar
Yeşil,doğada yaşamın ,baharın,güzel olan şeylerin rengiydi..canlılıktı.Su,yaşam kaynağıydı..Şair 18 yaşında bir kıza aşıktı ,yaşı biraz geçkin olmalıydı..Bu kız ona baharlar getirmiş ,su gibi yaşam sunmuştu..vs ..Zaten bu ilk iki dizeyi açıklayınca kalanını bu temel üzerinde bina edebilirdiniz.. â?¦â?¦â?¦ kadehi kaldır on sekiz bir daha kaldır yıkılsın bu temmuz bırak ayaklarıma kafesinden çıkar yürek diye taşıdığını köprülerini at gemilerini batır ellerini ellerimin üstüne koy onsekiz sen de bir ıslık uydur devrik ıslığıma ömrümüzü bir suç gibi ayarlamadık mı ağır bir hüküm giyer gibi öleceğiz
Yıllar sonra,ilk kitabımı ATTİLA İLHANâ??A gönderdim..Beni İstanbulâ??a çağırıp,benim bir şair olduğumu söylemesi benim için büyük bir onur ama aynı zamanda da büyük bir yükümlülük oldu..İlk karşılaşmamızda ona ,orta okuldaki olayımı anlattım..çok güldü..Kendisine ,Yorgun Serüvenciâ??ye dair açıklamamı söylediğimde de bir o kadar güldü usta..ve dedi ki Ben o şiiri yazdığımda 16aşında hapisteydim.Hücre numaram 18â??di.İtim yosunlarla dolu bir şişeden..Daha sonra Mehmet Kaplanâ??ın Şiir Tahlillerinde çok saçma bir yorum okudum bu şiire dair ,içkiyle alakası olmayan Attila İlhanâ??ın bu şiirinde ayyaşlık falan buluyordu.. O Attila İlhan ki şu an romanları yayınlanan ne adamlara ,şair olamayacaklarını da apaçık söylemiş biriydi.. Ondan sonraki dönemlerde 5-6 yıl yazdığım her şeyi postaladım ona ve bir hafta sonra telefonla aradım .Usta beni bir Attila İlhan kopyası olarak değil bir Adnan Durmaz olarak öyle bir yönlendirdi ki..Hala şaşarım o yaklaşımına şaşmaktayım..Şımartmadan ,benim kendimi bir halt sanmama yol açmadan,yanlışlarımı ise kırmadan söyleyişi farklı ve ona özgüydü..Bu zamana kadar hep telefonlaştık..Ancak şiir gönderip yorum alma işini yıllar önce bıraktık..sadece şiir gönderiyordum arada.. Yakın bir zamanda buluşacaktık ,olmadı..şimdilik bunları yazabildim..
..Şimdi kalemim kanıyor LANETLENDİĞİ KENTLERİN KÜLÜ BİLE KALMAYAN ŞAİRLER BİNYILLARDIR YAŞIYOR ATTİLA İLHAN BİZLERDEN ÇOK DAHA FAZLA YAŞAYACAKTIR NE ONUR Kİ AYNI ZAMANI PAYLAŞTIK ONUNLA
Yazan : Adnan DURMAZ
içerik ile ilgili anahtar kelimeler : O büyük yanlız gitti
Bu Kategoriden Rastgele Yazılar:
Baba Oğul
Uyuşturucu Bağımlısı
aşk yemini
Biz Bizi Unutmayalım
Padişahtan 3 Soru
HAKKARIDEN GELEN KAMYON
Seni seviyorum demek için geç kalmayın
Sevginin Gözyaşları
Doktor ve Hastası
Telefon Defteri
Marangoz
Aşk Gider Acısı Kalır
Ince kalpli dondurmaci
Romantik Sevgili
Sevgi Kaşıkları
Seviyorsan Söyleyeceksin
tilki ile kurt
Balon
zaman
Sadık Eş
|