Bir Masa Üstü
Yılın son ayının bir sabahındayım akrep sabahın üçü ile dördü arasında umursamazca sakin sakin ilerlerken yelkovan yediye varmak üzereydi. Bu ayda görülmesi zor bir şey gördüm... Yenilmiş Şam fıstıklarının kabuklarının bulunduğu yemiş kasesinin içinde bir şeyler arayan küçük bir karınca. Onu rahatsız etmiştim sanki... Odanın ışığını açık bırakarak uykusunu mu bölmüştüm, bilmiyorum... Ne kadarda zavallı görünüyordu... O kabukların arasında bir kaybolup bir gözükmek onu daha da dikkat çekici yapıyordu. Neden diğer karıncalardan ayrılmıştı? Neden... Küs müydüler yoksa... Yoksa... Dışlanmış mıydı ?... Bilemiyorum... Tek bildiğim yanlız olduğu ve bişeyler aradığıydı. Uzun bir süre inip çıktı kabukların arasında... Yorulmadan... Bıkmadan... Yılmadan... Son kez çıktığını fark ettim. Çünkü kâsenin kenarına doğru çıkıyordu. Yorulmuştu herhalde. Tam kenara geldiğinde durdu. Kuşbakışı olarak masanın üzerine uzun uzun baktı. Farklı bir şeyler arıyordu ya da aradığını hala daha bulamamıştı. Bu arada iki küçük anteni birbirine bağımlı olmayarak küçük daireler çiziyordu. Sonra ne olduğunu anlamadım tekrar kabukların arasını inmeye başladı. Uzun bir süre çıkmadı. Onu beklemekten sıkılıştım. Mutfaktan bir bardak kola olmak için kalktım. Salona gittiğimde gecenin tek ve yalnız olduğunu anladım. Ama galiba horlama sesleri ona eşlik ediyorlardı. Evin fertleri işte... Bir de kafasına estiği zaman ötmeye başlayan buzdolabı vardı. Onu da unutmamak lazım. Hepsi beraber bir müzikal oluşturmuştu sanki o gecenin sessizliğinde... uyuyanları uyandırmamak için parmaklarımın üzerinde değil adeta tırnaklarımın üzerinde yürüyordum. Çünkü akrep dördü çoktan geçmişti... Odama geldiğimde karınca kâsenin üzerindeydi ve etrafa bakıyordu. Yine yiyecek bir şeyler arıyordu herhalde. O an onu masada cezp edecek hiçbir şey yoktu. Ta ki elimdeki kola bardağımı masaya koyana dek. Masada birer tane elli, yüz ve ikiyüzellilik bozul demir para vardı. Birbirleriyle çok iyi anlaşıyorlardı sanki... Hepsi birbirine yaslanmış vaziyette birbirinden destek alıyorlardı... Onların yanında yarı ömürleri bitmeden el radyosundan çıkartılmış iki küçük kumanda pili duruyordu... Bu pilleri ve bozuk paraları üzerinde taşıyan bir form vardı. Seyahat kartı istek formu. Kısacası paso işte... Her şeyi hazırdı. Parası yatacak ve sınıf temsilcisine verilecekti. Ağır elektrik derslerimdeki en yakın yardımcım olan hesap makinem kapağı açık göreve hazır vaziyette mahcupça bekliyordu. Tükenmez olan seyahat kartı istek formu yanında, mürekkepli olanı ise en yakın yardımcımın yanında sessizce bekliyorlardı ve tabiî ki ders notlarımla müspetli kâğıtlarım. Ders notlarım bir hevese bilgilerini paylaşacakları zamanı beklerken, Müspetlilerse çöpe gideceklerini bildikleri için üzgündüler... Masamda dururken en çok kullandığım sevgili kalemim. Onunla çok şeyler paylaştım. Kâğıtlar ile dost olmamda en iyi aracımdı. Hayatımda en çok tuttuğum herhalde odur. Hayatta en çok öptüğümde en çok ısırdığımda odur. Sevgimi onula gösteririm hıncımı ondan alırım hiç günahı olmasa bile... O benim en iyi dostumdur. Aaa karıncayı unuttuk... Keyfi yerine gelmiş karnı da doymuştu. Koladaki şekerden vücuduna depo ediyordu... Işığı söndürsem rahatsız olurumuydu... Benim de gözlerim ha kapandı ha kapanacak... Onu yemeğiyle baş başa bırakmak istedim... Hepinize can dostum kalemimden ve benden sevgilerle.
içerik ile ilgili anahtar kelimeler : Bir Masa Üstü
Bu Kategoriden Rastgele Yazılar:
Ince kalpli dondurmaci
Sevgi Hikayesi
Kiziroğlu Mustafa Bey türküsü
Ben Biliyorum
Mutsuz aşk
email
Biz Bizi Unutmayalım
Keçi ayaklı Pan
YETİNEBİLMEK
Bana Gözyaşı Borcun Var
Yine Mi
Telefon Defteri
D O S T L U K
Aşkın Anlamı
Hisli Kalpler
Seviyorsan Söyleyeceksin
Yağmur
Mutluluk için
Yaşamak Sevmek Ve öğrenmek
Severek evlenmiştim oysa
|